Hayırlı uğurlu olsun, yeni bir köşemiz daha oluştu.
Gazeteci Yazar kardeşimiz Ömer Altıntop vesilesiyle,
ibretli Fıkralar adı altında, yeni bir köşemiz oluştu.
Toplam 33 Sayfada oluşan bu fıkraların toplamınını,
aşsağıdaki linki tıklarsanız okuyabilirsiniz.
A - Z ye kadar sıralanmış olan ibretli Fıkralardan iki
örnek.
| |
ADAMIN ÖNEMİ
Halife
Hz. Ömer bir mecliste hazır bulunanlara sordu:
- Eğer dileğiniz hemen kabul ediliverecek olsa ne dilerdiniz?
Birisi, "Benim falan vadi dolusu altınım olsun isterim. Onu harcayarak
İslâm'a daha çok hizmet edeyim diye" dedi. Bir başkası, "Şu kadar sürüm
(davar, koyun, keçi), mal ve mülküm olsun isterdim. Gerektikçe onları
sarfederek dine yararlı olayım diye" dedi. Herkes buna benzer şeyler
söyledi. Hz. Ömer hiçbirini beğenmedi. Bu defa meclistekiler, Hz. Ömer'e
sordu:
- Ya Ömer peki sen ne dilerdin? Cevap verdi:
- Ben de Muaz, Salim, Ebû Ubuyde gibi müslümanlar yetişsin isterdim.
İslâm'a onlar vasıtasıyla hizmet edeyim diye.
|
|
| |
BASİT BİR TERCİH
ilk Müslüman Türk Devletlerinden biri olan Gazneliler devletinin en
büyük ve değerli hükümdarlarından biri olan ve tarihte ilk defa "sultan"
adını alan Sultan Mahmud, İslamı yaymak için Hindistan'a on sekiz sefer
düzenlemişti İşte bu seferlerden birinde çok şiddetli bir direnme ile
karşılaşmış, zafer kazanacağından şüpheye düşmüştü Tam bu zor durumda
iken Allah'a şöyle yalvardı: "Ey Rabbim, bu savaştan galip çıkarsam,
aldığım bütün ganimetleri yoksullara dağıtacağım "
Neticede Sultan Mahmud galip geldi ve çok kıymetli ganimetlere sahip
oldu Gazne'ye döndüklerinde elde ettikleri bütün ganimetleri yoksullara,
muhtaçlara dağıtmaya başladı Fakat bazı vezir ve komutanlar araya girip,
"Aman Sultanım ne yapıyorsunuz, bunca değerli ganimetler, altınlar,
inciler fakir fukaraya dağıtılır mı? Hem onlar bunların kıymetini ne
bilecek? Üstelik devletin hazinesinin bunlara ihtiyacı var" diyorlardı
Sultan Mahmut bunu Allah'a verdiği sözün gereği olarak yaptığını,
kendisi için bir adak olduğunu söyledi Adamları yine itiraz ettiler:
"Efendimiz önemsiz olanları dağıtın, değerli olanları hazineye ayırın,
bütün memleketin bunlara ihtiyacı var" dediler Sultan Mahmut'un kafasını
karıştırdılar O zamanda Gazne'de yaşayan, doğruyu ve hakki kellesi
pahasına söylemekten çekinmeyen âlim ve fâzıl büyük bir zat vardı Sultan
Mahmud onu ça ğırtıp durumu anlattı ve fikrini sordu O büyük zat şöyle
dedi:
"Sultanım bunda kararsızlığa düşecek bir taraf yok Çok basit bir tercih
karşısındasınız Eğer Allah'a bir daha işiniz düşmeyecekse hemen
adamlarınızın dediğini yapın, ganimetleri hazineye koyun Ama Allah'a
tekrar işiniz düşecekse verdiğiniz sözü tutun, adağınızı yerine getirin,
ganimetleri yoksullara dağıtın"
|
|
| |
ÇARŞI- PAZAR AĞALIĞI
Behlül Dana bir gün Harun Reşid'den bir vazife istedi. Harun Reşid de
ona çarşı pazar ağalığını (denetimini) verdi. Behlül hemen işe koyuldu.
İlk olarak bir fırına gitti. Birkaç ekmek tarttı hepsi normal
gramajından noksan geldi. Dönüp fırıncı ya sordu: "Hayatından memnun
musun, geçinebiliyor musun, çoluk-çocuğunla ağzının tadı var mı?" Adam
her soruya olumsuz cevap verdi. Memnun olduğu bir şey yoktu. Behlül
birşey demeden ayrıldı ve bir başka fırına geçti. Orada da birkaç ekmek
tarttı ve gördü ki bütün ekmekler gramajından fazla geliyor, eksik
gelmiyor. Aynı soruları bu fırının sahibine de sordu ve her soruya
olumlu cevap aldı. Bundan sonra başka bir yere uğramadan doğru Harun
Reşid'in huzuruna çıktı ve yeni bir vazife istedi. Harun Reşid, "Behlül
daha demin vazife verdik sana ne çabuk bıktın?" dedi.
Behlül açıkladı:
- Efendimiz çarşı pazarın ağası varmış. Benden önce ekmekleri tartmış,
vicdanları tartmış, buna göre herkes hesabını ödemiş, bana ihtiyaç
kalmamış.
|
|
| |
GERÇEK ZENGİNLİK
Başlangıçta
Türkistan taraflarında bir bölgenin hükümdarı yani dünya sultanı iken
vâkî olan bazı ikazlarla hükümdarlığını bırakıp maneviyat sultanı olmaya
azmeden, bunu da gerçekten başaran İbrahim Edhem (VIII. y.yıl) dünya
malına karşı o kadar tenezzülsüzdü ki kimseden bir şey istemez ve
beklemezdi. Nefsini yokluğa ve mahrumiyete o derece alıştırmıştı ki bir
benzerine rastlanamazdı. Birgün büyük velilerden çağdaşı ve hemşehrisi
Şakik Belhi ile karşılaştı ve ona sordu:
- Ey Şakik nasıl geçiniyorsun? Şakik Belhi cevap verdi:
- Bulunca yiyoruz, bulmayınca sabrediyoruz. İbrahim Edhem:
- Horasan'ın köpekleri de aynı şeyi yapıyorlar, bulunca yiyorlar,
bulmayınca sabrediyorlar, diye karşılık verdi.
Belhi sordu:
- Peki siz ne yapıyorsunuz?
- Biz bulunca dağıtıyoruz, bulmayınca sabrediyoruz.
Bizim İbrahim Edhem Hazretleri hakkında söylemek istediğimiz bu değil.
İbrahim Edhem'in, amaç edindiği ve ulaşmayı başardığı yokluk ve
mahrumiyeti o derece aşikar, o derece göze batıcı idi ki görenlerde
kendisine yardım hissi uyandırıyordu.
Varlıklı bir kişi İbrahim Edhem'e yardım etmek istedi. İbrahim Edhem:
- Yardımını gerçekten zenginsen kabul ederim, dedi.
Adam gerçekten zengin olduğunu, bir şeye ihtiyacı bulunmadığını söyledi.
Büyük veli sordu:
- Ne kadar paran var?
- Üç bin altınım var.
- Dört bin olmasını istemez misin?
- Elbette isterim.
- Beş bin olmasını?
- İsterim.
- On bin altının olsa çok sevinirsin değil mi?
- Şüphesiz çok memnun olurum.
- Zengin olduğunu söylüyorsun ama, sen gerçekte züğürdün birisin. Sen,
on bin değil yüz bin altının olsa yine kanaat etmez fazlasını istersin.
Kanaati olmayan insan zengin sayılmaz. Gerçekten zengin olsaydın
yardımını kabul edecektim.
|
|
| |
İbretli Fıkraların devamı, PDF Formatlı
dosya açılması için tıklayın...!!! |
|
Şimdi Ata Sözleri üzerne bir çalşma başlatıldı, buyurun, sizler de destekleyin
ve bu köşede kısa bir zamanda oluşsun...!!!
Topladığınız Atasözlerini bir Word Sayfasına yazın ve eklenmiş dosya olarak
gönderin, malesef her Mail sistemleri, Türkçe karekterleri desteklemiyor ve
çıkışta değişiyor.
Burda sizlere iki Ata Sözünü hatırlatalım:
Birşey
biliyorsan konuş hisse alsınlar, birşey bilmiyorsan, sükut eyle Adam sansınlar
Alimin yanında
susmak ilim arttırır, cahilin yanında susmak sabır artırır

anasayfa