Bu bölüm Kozluca Ahmet Yesevi Lisesi` ne ayrılmıştır.

**************************

OKULUN TARİHÇESİ:

 

Okulumuz Kozluca Ahmet Yesevi Lisesi 10.11.1977 tarihinde Kozluca Ortaokulu olarak eğitim öğretime açılmıitır.

Kozluca Köyü’nde şahsa ait değişik binalarda eğitim öğretime devam etmiştir.

1989 – 1990 Öğretim yılı 2. döneminde Kozluca Lisesi olarak, lise ve ortaokul aynı müdürlük bünyesinde eğitim-öğretime devam etmiştir.

1993-1994 eğitim öğretim yılında, 22.07.1993 tarihinde yapımı tamamlanan 12 derslikli tip projeli yeni binasına taşınmıştır.

Valilik makamının10.10.1993 tarih ve  46135 sayılı onayı ile okulumuzun adı Kozluca Ahmet Yesevi Lisesi olarak değiştirilmiştir.

Valilik Makamının 14.10.1997 tarih ve 35761 sayılı onayı ile okul binamızın üst katı Kozluca Merkez İlköğretim okulu için tahsis edilmiştir.

..............................................................................................................................................

 

Okulumuzda sırasıyla müdürlük yapanlar şunlardır.

1-Hasan VARDI                   07.11.1977 - 01.02.1982

2-Hüseyin DEMİRTAŞ          07.11.1983 - 07.01.1986

3-Şükrü SAĞMEN                 05.05.1986 - 15.12.1987

4-S. N. Erol GÜNDEN            05.10.1988 - 25.09.1996

5-Ali Osman YILDIZ              27.09.1996 - halen aynı görevi sürdürmektedir.

 

 

 

 

Sayın Ali Osman Yıldız, 1996 yılından günümüze kadar büyük bir Meslek sevdasiyla görevini yaparken, aynı zamanda vakit bulabuldiği zamanları, 'KOZLUCAYI AĞAÇLANDIRMA' kampanyasıni hem organizesiyle meşkul oluyor hemde destekliyor.  

Ali Osman YILDIZ Din Kült. ve Ah.B. Müdür
İsmail KILIÇ Felsefe Öğretmen
Nadir ÖZSAMANLI Biyoloji Öğretmen
Mustafa KOCAKAYA Tarih Öğretmen
Hacı ŞAŞMAZ Fizik Öğretmen
Sevilay DOĞAN Felsefe Öğretmen
Alparslan Büyük YILDIRIM  Matematik Öğretmen
Halil BAYKAN Coğrafya Öğretmen
Mehmet Ali KILIÇ Türk Dili Ed Öğretmen
 

Burada yer alacak bölümer: 

Okulumuzun Tarihçesi

Okulumuzu Tanıyalım

Vizyonumuz

Çalışmalarımız

olacaktır.

 

 

 

KAYL / Kozluca Ahmet Yesevi Lisesi ve derslerden sonra Öğrenciler ile beraber sayın Ali Osman Yıldız ıle gerçekleştirdiği çalışmalar.

 

   

Fotoğrafların üzerine tıklarasanız, daha büyük halinde görebilirsiniz.

 
Ali Osman Yıldız tarafında başlatılmış ve Kozlucalılar derneği tarafında desteklenen Kozlucayı Ağaclandirma kampanyasında alınmış görüntüler.

 

 

 

 
 
 
 
   

 

Sayğıdeğer Kozlucalılar, bu kampanya 2006 baharda devam edecek ve büyütülecektir, siz de bu kampanyayı destekleyin.

Avrupada Kozlucalılar derneğine üye olun, her üye için senede bir Ağaç dikilecektir.

 Kozluca yeşermesi için, sizin içinde Ağaçlar dikilsin.

Türkiyedeki Kozlucalılar tarafında üyelik için talepler oluyor, yakında bu konuyla alakalı bir açıklama olacak. 

 

Kozluca Lisesine adı verilmiş Ahmet Yesevi ismi nerden geliyor ve Ahmet Yesevi kimdir.

 

Orta Asya Türkleri arasında İslamiyeti yayan büyük alim ve veli. İsmi Ahmed bin Muhammed bin İbrahim bin İlyas olup, “Pir-i Türkistan, Hazret-i Türkistan, Hazret-i Sultan, Hace Ahmed, Kul Ahmed Hace” lakablarıyla da bilinir. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Türkistan’ın Yesi şehrinde doğduğu için Yesevi diye meşhur olmuştur. 1194 (H. 590) senesinde Yesi’de vefat etti. Vefat tarihi hakkında başka rivayetler de vardır.

Küçük yaştan itibaren babasından feyz alan Ahmed Yesevi büyük alim Baba Arslan’ın talebesi oldu. Onun kalblere hayat ve huzur veren sohbetlerinde bulundu. Teveccühlerine kavuşarak kısa zamanda tasavvufdaki yüksek derecelere ulaştı. Küçük yaşta meşhur oldu. Baba Arslan hazretlerinin vefatından sonra onun manevi işaretiyle Buhara’ya giderek Ehl-i sünnet alimlerinin en büyüklerinden olan Yusuf-ı Hemedani’den manevi ilimleri tahsil etti. İcazet alıp talebe yetiştirmekle vazifelendirildi. Hocasının vefatından sonra bir müddet Buhara’da kalıp, talebe yetiştirmekle meşgul oldu. Bir müddet sonra talebelerin terbiye ve yetiştirilmesini Yusuf-i Hemedani’nin en büyük talebesi olan Abdülhalık Gondüvani’ye havale edip, Yesi’ye döndü. Türklere İslamiyetin emir ve yasaklarını anlatmaya ve talebe yetiştirmeye burada devam etti. Talebeleri günden güne çoğaldı, büyüklüğü ve kıymeti kısa zamanda Türkistan, Maveraünnehr, Horasan ve Harezm’e yayıldı. Zamanında bulunan alimlerin ve evliyanın en büyüklerinden, en üstünlerinden oldu. Dine olan bağlılığı sebebiyle, şaşırıp yoldan çıkmışlara sözleri kısa zamanda te’sirli oldu. Yetiştirdiği talebelerin her biri bir memlekete giderek, İslamiyeti doğru olarak öğretip yaydılar. Dergahı fakir, yetim ve çaresizler için sığınak yeri idi. Şöhretinin yayılması, pekçok kerametlerinin görülmesi, kendisini çekemeyenlerin dedikodularına sebep oldu.

Ahmed Yesevi hazretlerinin zamanında Türkistan’a ilk Türk-İslam devletlerinden Karahanlılar hakimdi. Bu devlet zamanında İslam dininin Seyhun Nehri boyları ile ahalisi göçebe olan Kazak-Kırgız, memleketlerinde kolayca yayılmasını sağladı. Sade bir Türkçe ile söyleyip yazdığı derin manalı “hikmet” denen sözleriyle tekke edebiyatının ilk temsilcilerinden oldu ve nasihatlerde bulundu.

Çocukluğundan itibaren Resulullah efendimizin sünnetine uymakta hiç gevşeklik göstermeyen Ahmed Yesevi, 63 yaşına geldiği zaman, yer altında bir çilehane yaptırıp girdi ve burada vefatına kadar devamlı ibadet ve Allahü tealayı düşünmekle meşgul oldu. Kendisini vefat etmiş, kabre konmuş şekilde hissederek Allah korkusu ile ibadetlerini yaptı. Burada evliyalık yolundaki makam ve dereceleri kat kat arttı. Pir-i Türkistan Ahmed Yesevi hazretleri, 1194 (H. 590) senesinde vefat etti. Türkistan’ın Yesi şehrinde, Seyhun Nehrinin sağ sahilinde defnedildi. Kabri üzerindeki muazzam türbeyi ve külliyesini Timur Han (1370-1405) inşa ettirmiştir.

Ahmed Yesevi hazretleri vakitlerinin çoğunu Allahü tealaya ibadet ve taat etmekle, talebelerine zahiri ve batıni ilimleri öğretmekle geçirirdi. Kendisini ve talebelerinin ihtiyaçlarını karşılamak için sanatla uğraşır ve elinin emeği ile geçinirdi. Herkese iyilik eder, kimseye sıkıntı vermezdi. İnsanların saadet ve kurtuluşu için çalışırdı.

Ahmed Yesevi’nin sade bir Türkçe ile söyleyip, derin manalı veciz sözleri ve Hikmet adlı şiirleri Divan-ı Hikmet adlı eserinde toplandı. Sohbet tarzında ve sade Türkçe ile söylenen hikmetleri kısa zamanda doğuda Çin hudutlarından, batıda Akdeniz ve Marmara sahillerine kadar yayıldı. Divan-ı Hikmet aslında İslamiyeti ve İslam ahlakını öğreten bir ahlak ve din kitabıdır.

Ahmed Yesevi ayrıca Anadolu’daki Türk edebiyatının yeşerip, gelişmesine zemin hazırlamış ve Yunus Emre gibi şairlerin yetişmesine sebeb olmuştur.

Buyurdu ki: “Ey dostlar! Sakın ha cahil olanlarla dostluk kurmayınız.”

“Gönlünde Allahü tealanın aşkını taşıyanlar dünya ile tamamen alakalarını kesmişlerdir. Bunlar halk içinde Hak ile olurlar. Bir an Allahü tealayı unutmazlar.”

“Kafir bile olsa hiç kimsenin kalbini kırma. Kalb kırmak, Allahü tealayı incitmek demektir.”

“Gönlü kırık zavallı ve garib birini görürsen, yarasına merhem koy, yoldaşı ve yardımcısı ol.”

 

 

Gönül verme dünyaya
Sakın girme harama
Hakkı seven aşıklar
Hep helalden yemişler

Dünya benim diyenler
Cihan malın alanlar
Akbaba kuşu gibi
Haramlara dalmışlar

Hoca Ahmed bilmişsin
Hak yoluna girmişsin
Hak yoluna girenler
Cemalullah görmüşler

 

 

"Sevmiyorlar alimler sizin Türkçe dilini
Erenlerden işitsen açar gönül ilini
Ayet, hadis anlamı Türkçe olsa duyarlar
Anlamına erenler başı eğip uyarlar."

Türkçe İslami şiirler yazma geleneğini başlatmış ve açtığı çığırdan büyük bir edebiyat geleneği doğmuştur. Türkçe'nin bugünkü diriliğini ve yaygınlığını büyük ölçüde Hazret'e borçluyuz. Ahmet Yesevi, yetiştirdiği öğrencilerini, öğreticiler olarak Türk Dünyası'na göndermiş, Milletimiz arasında İslam'ı yaymış, yeni bir ruh ile donanmış olan insanlarımızın büyük bir gelişme ortaya koymalarını sağlamıştır. Timurluların da, Osmanlıların

da temelinde Yesevi ruhaniyeti vardır. İslam'ın dosdoğru yolu olan İslam'ın Türk yorumunu ortaya çıkarmıştır.

İşte bu yorumun esaslarını da yedi ilkeyle ifade eder.

Birincisi, Allah'a aşkla yöneliş. "Aşkı olmayanın ne dini vardır ne de imanı."

İkincisi, ihlas... Yani, içtenlikli Müslümanlık. Riya'dan, gösterişten uzak, sadece Allah için olan Müslümanlık. Ahmet Yesevi "Gösterişçi son nefesinde imanını yitirir." demektedir.

Üçüncüsü, insan sevgisi. İnsan var edilenlerin en kutlusudur. Çünkü insan, varlığın özü, özetidir... İnsanın derdiyle dertlenmek insana hizmet, İslam'ın tam kendisidir.

"Garip, fakir, yetimleri Elçi sordu
O gece Mirac'a çıkıp Allah'ı gördü
Geri döndüğünde yine fakirlerin halini sordu
Gariplerin izini arayıp geldim ben de..."

Dördüncüsü, hoşgörü... İnsanların din, dil, renk, cinsiyet farklılığından ötürü horlanmaması, farklılıkların kavga konusu yapılmaması.

"Sünnet imiş, kafir de olsa, insanı incitme
Gönlü katı, kalp inciticilerden Allah şikayetçi."

Beşincisi; kadın ve erkek eşitliği... Ahmet Yesevi anlayışında kadın ve erkek işte, üretimde, mecliste, dergâhta birliktedir.

Altıncısı, emek ve işin kutsallığı. Ahmet Yesevi yolunda kişinin geçiminin öz emeğiyle olması ve çalışması esastır. Hazret, binlerce öğrenci yetiştirirken geçimini kendi ürettiği kaşık ve kepçelerle sağlardı.

Yedincisi, bilim... Dinin on esasından biri de bilimdir. Bilim insanı Allah'a ulaştıran ve varlığı bilerek Yaratanı bilmeyi sağlayan yoldur.
Ahmet Yesevi'nin üç hizmeti ve yedi ilkesi, bize yarınlarımızı da aydınlatacak bir yolu gösteriyor.

Sözgelimi Ahmet Yesevi, Divan-ı Hikmetinde;

“Işkıng kıldı şeyda mini
Cümle alem bildi mini
Kaygum sinsin tüni küni
Minge sinok kirek sin...”
Yunus Emre Divanında;

"Aşkın aldı benden beni
Bana seni gerek seni
Ben yanarın tünü günü"

İki şiirin tamamını karşılaştırdığımız zaman temanın ve bazı mısraların birbirinin aynısı olduğunu görürüz.

Beşyüz yıl önce Avrupa'da, dinlerinden ötürü işkenceye ve yok edilme tehdidine maruz bırakılan ispanya Musevilerini gemiler göndererek İstanbul'a getiren Osmanlı Hükümdarı II. Beyazıt, bu anlayışın takipçisi ve uygulayıcısıydı. Ve II. Bayezit bir Yesevi dervişiydi. Bu anlayışa bugün de bütün insanlığın ihtiyacı vardır.

Ahmet Yesevi'nin yaşamış olduğu Türkistan şehri, Uluğ Türkistan'ın kalbidir. Türkistan şehri aynı zamanda, Oğuz Han'ın da başşehridir. Hepsinden önemlisi, ilk adı "Yesi" olan Türkistan şehri, Dünya Türklüğü'nün ortak manevi atası olan Ahmet Yesevi'nin şehridir. Bu şehir, önce kendi adını O'na vermiş, daha sonra da Ahmet Yesevi'nin unvanını ad olarak almıştır. İslam Dünyasında, Ahmet Yesevi için "Türkistan'ın Piri" ve "Türkistan'ın Hazreti" denilirdi. "Türkistan'ın Hazreti'nin Şehri" ifadesi zamanla kısalarak "Türkistan" olmuştur. Türkistan'da Ahmet Yesevi'nin türbesi ve Yesevi Dergâhı vardır. Ahmet Yesevi'nin türbesi bugün de Türk Dünyasının her yerinden gelen ziyaretçilerle dolup taşmaktadır. Türkistan, Mekke ve Medine'den sona Müslüman Türklerin ikinci kutlu yeridir.

anasayfa